1 dakika okundu
06 Feb
06Feb

Mutluluk, mutlu bir yaşam sürmek Antik Çağ’dan bu yana insanın üzerinde en çok durduğu konuların başında gelir. Ulaşılacak bir hedef mi, geçirilecek bir süreç mi, yapılır mı yoksa olunur mu derken işin içinden pek de çıkabildiğimiz söylenemez. Aksilik bu ya; elde edilmesi, elde edildiğinde fark edilmesi bu kadar zorken başkasında bulunduğunun farz edilmesi bir o kadar da kolay.

İnsan canlısının kabaca iki yönü vardır; içeride yaşadığı ve dışarıya gösterdiği. Yani mutfağında olanlar ve vitrinine konanlar. Biz dış dünyadaki seyirciler o mutfağa davet edilmedikçe kişinin vitrine bakıp içinde neler olduğunu tahmin etmeye çalışırız.

Her sosyal medya hesabının birer vitrin olduğunu düşünürsek, buradaki paylaşımlardan yola çıkıp kişilerin nasıl bir yaşam sürdüğüne ilişkin öngörülerde bulunuruz. Sosyal medyada takip ettiğimiz ya da istemesek de paylaşımlarına maruz kaldığımız kişiler tarafından vitrine konan estetik sunumlu yemekler, gidilen tatil yerleri, yapılan hobilere ilişkin görüntüler, başarı belgeleri ve sertifikalar, spor salonundan yapılan paylaşımlar, tüketilen yeşil tonlu diyet ürünleri, güler yüzle de sunulduğunda paylaşım sahiplerinin mutlu bir yaşam sürdüğüne ilişkin atıflarımızın önü açılır.

Bu görüntülere maruz kaldıkça yanı başımızdan hayat ve mutlu insanlar hızla geçip gidiyormuş algısı oluşur. Yine de bilinçli bir tüketici dışarıya sunulan ve içeride yaşananlarla ilgili ayrımı yapabiliyorken sosyal medya bir adım daha ileri gitti. Artık vitrinlerde sanki mutfak da gösteriliyormuş gibi bir algı yaratılmakta. Görece mahrem olarak düşündüğümüz para harcama, ebeveyn-çocuk/çift ilişkileri, hediyeleşmeler, yapılan sürprizler, özel gün kutlamaları artık gözler önüne serilirken bu renkli görüntülerle birçok içerik tüketicisi kendisini yetersiz, geride kalmış, yavaş hissetmekte.

Sürekli sosyal medyada içerik tüketmek stadyumda sıradan ve durağan bir futbol müsabakasını TV ekranından izlemek gibidir. Stadyumda maç sırasında topun kendisine ulaşmasını bekleyen, sıkılan, zaman zaman boşa çıkan oyuncuları görmek yerine ekran bize kan ter içinde mücadele eden oyuncuları gösterdiği için çok hızlı ve hareketli bir takım oyunu izliyormuş algısına kapılırız. Tıpkı ekrandan izlediğimiz başkalarının hayatları gibi…

Bu görüntülere uzun süre maruz kalmak bizim kendi yaşamımızda neler olduğunu fark etmemizi engeller, iyi bir yaşam için insani olmayan kriterler koymamıza sebep olur. Sonuçta kendimizi yorgun, yaşamımızı yapılandırmaya ayrılacak zaman çöpe gitmiş, birilerinin yaşamının sadece seyircisi olmuş, yetersiz ve mutsuz hissederiz.

Vitrin gezmek eğlencelidir fakat bir zaman sonra bu renk cümbüşü ve kaotik ortamdan yorulur evlerimize, kendi iç dünyamıza çekilmek isteriz.

Evlerimiz kendimiz olduğumuz, kendimizi yenilediğimiz, yapılandırdığımız mahrem alanlarımızdır.

Sosyal medyayı eve getirmek çarşıyı eve getirip vitrin gezmeye devam ettiğimiz anlamına gelir.

Evimizde bile başkalarının vitrinini seyrediyorsak geçirdiğimiz zaman dilimine, yaşamımıza ne kadar “kendimize has” damgasını vurabiliriz… 

Sevgiyle… 

Psikolog Gülşah Öncü

26.01.2025/Kocaeli

Yorumlar
* Bu e-posta internet sitesinde yayınlanmayacaktır.